Kitapta; Platon'un ceza kuramından orta çağa, orta çağ ve öncesinin yıkıcı uygulamalarından yeni çağda hapishanenin doğuşuna, Locke'un, Rousseau'nun, Beccaria'nın, Voltaire'in, Filangieri'nin ve aydınlanmanın temelindeki daha nicelerinin reform arzuları ile bu arzuların aydınlanma çağı ve sonrasında kanunları etkileyişine, Lombroso, Ferri, Garofalo, von Liszt, Prins ve diğerlerinin oluşturdukları kriminoloji eksenli yeni determinist kurama ve kuramın temelindeki tehlikeliliğe bağlı belirsiz süreli önleyici yaptırımlar sisteminin 20. yüzyıl ceza hukukunu nasıl etkilediğine yani kısaca ‘‘ceza hukukunun yalın bir öyküsüne'' ulaşmak mümkündür. Kitabın başlığından da anlaşılacağı üzere bu öykünün okuyucuya aktarımında ağırlık, her çağın toplumun potansiyel faillerden savunulmasına yönelik fikir ve uygulamalarına verilmiştir.
Önleyici toplumsal savunmaya dair reformlardan büyük ölçüde kendini soyutladığı için bu öykünün bir kısmının Türk ceza hukuku açısından henüz okunmamış olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kitap, ceza hukuku dogmatiğinin ötesinde bu hukuk dalının felsefi temellerine pek fazla hakim olmayanlar açısından "aykırı ve görülmemiş" fikirler barındırıyor gibi görülecektir. Lakin kitap baştan sona okunduğunda, toplumsal savunma felsefesinin çeşitli tezahürleri olduğu ve Türk ceza hukuku dogmatiğinin yani pozitif hukukumuz ile ona dair doktrinin bu tezahürler arasından artık pek de benimsenmeyen bir anlayışa bel bağlayıp, sair tezahürlere de tamamen gözünü kapatmış olduğu görülecektir. Unutmamalıyız ki biz kabul etmiyoruz ya da görmüyoruz diye ceza hukukuna yönelik bazı akımlar yok olmadığı gibi bu akımlara yönelik fikirler de keyfiyete göre aykırı sayılamaz.